natürmort
- Aisha K.

- 6 days ago
- 3 min read
Updated: 1 day ago
26.01.2026
Dün gece, biz müzedeydim. Bir akşam vakti, belki late opening. Bazı çiçekler geç açar. Ve her çiçek, hayata dair her şey, geceleri daha güzeldir.
Geziyorum, daha önce geldiğim bir müze ama hiç girmediğim bazı salonları holleri var... Neyi görmek için ikinci kez gelmiş olabileceğimi düşünüyorum bir yandan. Neyse işte geziniyorum bir nebze aşinalık bir nebze yenilik ve merak hisleri eşliğinde. Gece vakti olduğu için bazı salonlar normalde olduğundan daha loş, ve doğal olarak daha hoş.
Müze gezmeyi bir çeşit hacca benzetirim. Bir niyetle yola çıkılır, yola çıkmak zaten niyet etmektir, müzeler belirlenir, gidilecek yerler gün gün organize edilir, eserler ‘’görülmek zorunda olanlar’’, ‘’görülmese de olur’’, ‘’görülse daha iyi olur’’ gibi gibi tasnif edilir, bu sayede bir rota oluşur, sıra sıra çeşitli lokasyonlar gezilir, bunun için hem yeterince şık hem yeterince rahat olacak şekilde özel olarak giyinilir, salon salon mest ola ola vecd ola ola gezilir, kimi eserler huşuyla seyredilir, kimi karşısında tefekküre dalınır, kimi insanı ürkütür. Gezdikten sonra bir vecibeyi yerine getirmiş olmanın tatminkârlığıyla eve dönülür. Modern bir hacdır bu.
Neyse işte geziniyorum. Bir gruplayım nedense. En sevmediğim şeydir grup halinde hareket etmek. Bilmiyorum, belki de kendi çokluğum o grup: ben, kendim, diğer ben, ötekisi. Ben ve ekibim işte. Üstüne üstlük bir de tur rehberimiz var. Neyse, en azından bir şeyler öğreneceğim, bardağın dolu tarafını görmeye ve tüm bunları çok da sallamamaya çalışıyorum. Kendi çokluğum bu zaten canım, bir güruh (gürruh) olarak kendiliğim. Avun dur.
Müzeden bir resim çalınmış. Tur rehberi bahsediyor. Bir natürmort. (Yahut bir manzara. Yahut bir portre.) Üçü de aynı şey olamazmış gibi. Rehber önce açıkça hitap etmeden, genel bir ricada bulunuyor geri getirilmesine dair. Bizden biri almış. Alan kişinin üzerine alınmasını bekliyor.
Böyle büyük bir müzenin bir hırsızlık karşısında böyle rahat davranmasına şaşırıyorum. Değil salonu müzeyi kapatmaları gerekmez mi. Hırsızı bir tehdit olarak mı görmüyorlar? Yoksa eseri istiyorlar da tepkileri sert olursa geri getirmez korkusuyla nazik mi davranıyorlar?
Bu rahatlığı natürmortu yeterince değerli görmüyor olabileceklerine bağlıyorum. Sanat akademisinde natürmort çalışmalar biraz zayıf ve basit görülür, bu yüzden pek takdir edilmezler. Bana göre natür ve mort’un bir arada olduğu hiçbir şey değersiz olamaz, bilakis o denli kıymetlidir. Natürle mortun bir arada olmadığı bir şey var mı ki, diye sorulabilir elbette.
Rehber bu sefer talebini hafiften netleştiriyor. Sizde kalmış sanırım, diyor. Bana diyor. Geri getirmemi rica ediyor.
Aa diyorum, hangi ara alıp götürdüm ki acaba. Hiç hatırlamıyorum. İtiraz da etmiyorum ama, çok da şaşırmıyorum çünkü. Kendi kendime, böylesi bir hadise aklımdan çıktığına göre, -demek ki- tablonun bana ait olması gerektiğini düşünüyorum. Biliyorum çünkü kendimi, bir kaçakçılık faaliyetinde bulunsam böyle bir şey yaptığımı unutmam, üstelik vicdan azabı olmaksızın. E demeki ki resim benim.
Mısırlı falan da değilim halbuki. Öyle kendi topraklarımdan, toprağımdan, alındığını bildiğim bilindik bir eser de yok. Olsa da çalınmasına müsade etmezdim gerçi. E bu nasıl oldu? Anca laf.
Benin hükümeti Britiş Museum’a çalınan eserlerimizi geri verin diye çağrıda bulunmuş. Daha çok beklerler. Nijerya’nın, Benin’in yaptığı gibi diplomatik kanallarla falan zaman harcayacak değilim. Bunlar hep şov. Körler sağırlar birbirini ağırlarken zaman geçiyor. Söz konusu ülkeler söylediklerinin arkasında olsalardı, gereğini yerine getirirlerdi. İlkelce, farkındayım. Benden diplomat falan da olmazdı zaten. Bana öyle geliyor ki, bana ait bir şey benden alındıysa, tam da bu sayede, onu geri almam için izleyebileceğim her yol artık mübahtır.
Benim olan bir hazineyi oralarda buralarda ellere sergiletecek değilim ayrıca. Sırrımı, Rosetta’mı, manzaramı, natürümü ve mortumu kendi müzemde saklayacağım deyip alıp götürmüşüm işte. Burada meşrulaştırılması gereken bir şey göremiyorum. Tablo gayet açık.
E peki soru: Bana ait olduğu konusunda bu kadar eminim madem, evvela gasp edildiğini, sonra gelip aldığımı, üstelik söz konusu tablo da kocamanken, nasıl unutmuş olabilirim? Bu denli kritik bir ‘’detayı’’. Ne alaka yani.
Zor olmuştur bu arada eminim. Evime kadar nasıl götürdüm gerçekten bilmiyorum. Ayrıca o kadar külfeti, yakalanmayı, hırsızlıkla yaftalanmayı, daha şiddetli bir yaptırımla belki işkenceyle karşılaşmayı göze aldıysam bence hakkımdır. Demek ki gerçekten benimdi. Zaten görevli de talebinde samimi olsaydı öyle yarım ağız konuşmazdı. O da biliyor haklı olduğumu.
İkinci soru. Normal şartlarda, güzel bir eseri insanların seyretmesini, güzelliğinden nasiplenmelerini isterim. Bu bildiğim, zaten de sürekli dile getirdiğim, öyle gizli falan olmayan bir emel. Manzaraya baksınlar istiyorum, kendilerine. İnsan olmaklığın hayrete şayanlığı çünkü.
Araba yolculuklarında yeğenim ekranla çok oyalanmasın dışarıyı seyretsin diye, ‘’Manzarayı kaçıran ben değilim’’ diye takılırım hep mesela.
Benmişim meğer.
Kaçırmışım işte.
Neden alıp götürdüm peki kendi evime? Bencilce bu. [Tam burada, insanın ancak bencilleştikçe öz verili olabileceği düşüncemi hatırlıyorum]. Ve ikinci kez neden geldim müzeye? (Öz vermeye mi?)
Saklayarak mı âyan ediyorum aslında? Sırlanmış cam, yani bir ayna mıydı yoksa alıp götürdüğüm?
Müzeye neden ikinci kez geldiğimi anladım: Bir boşluğu kendi boşluğumla doldurmak için.
Tablonun boşalan yerine kendimi asmak için.
—
29.01.2026
Meğer bunların hepsi bir rüyaymış.
Dream.
Traum.
Traum-a.
Grekçe yara.
Bir yarık.





Comments