top of page

sevgili mûsa

  • 1 day ago
  • 3 min read

Updated: 20 hours ago

tîn


1

Merhaba,


Size sizi anlatacağım bayım hazır mısınız.

Her şeyi tanımlama, belirleme, sınırlarını çizme, kavramsal bir çerçeveye oturtma arzunuz, sürekli temin edilme ihtiyacınızdan bayım. Çünkü acınacak derecede şüpheyle dolusunuz.


Öncelikle bunu söylemek, ardından da şunu sormak isterim: Sizin o pek kavramsal dünyanızda şeyleri birbirinden ayıran, örneğin bir tecavüzü de bir sevişmeyi de, çiftleşmeden ayıran şey ne acaba?


Şeytan artık yok bayım. Bu konuda size hak veriyorum işte.


Artık yok, çünkü kendinizi secdesine layık görmüyorsunuz. Değilsiniz çünkü. İliklerinize kadar bu hisle dolusunuz ve bu yüzden ızdırap çekiyorsunuz. İhtişamla yücelemediğinizden, çaresizce, içinde debelenip durduğunuz aşağılığınızı yüceltmekle meşgulsünüz. Debelenerek bataklıktan çıkılmayacağını da biliyorsunuz üstelik. Madem bu hallere düşecektiniz, ne diye toprağınıza yazık ettiniz?


Anlamadığınız şeyleri parçalarına ayırıp, açıklayıp, bu suretle anlaşılır kıldığınızı üstelik de o anlamadığınız şeylere olan hayranlığınızı yani dehşetinizi, dehşetinizi yani hayranlığınızı gizleyebildiğinizi zannediyorsunuz. Aslında neleri lime lime ettiğinizin farkında değilsiniz bayım. Parçalamaya kendinizden başlıyorsunuz, anlamadığınız gibi parçaladığınızla, parçacıklarınızla kalakalıyorsunuz.


Anlamak sevmektir, açıklamak zulüm bayım.


Siz kendi hayranlığınızdan da kendi gölgenizden de korkuyorsunuz. Gölgenize kurban ol(a)madığınızdan, gölgenizin kurbanı oluyorsunuz.


Size acımayı kendime yakıştıramıyorum bayım. Size bir de başkası tarafından acınmanın hazzını yaşatacak değilim ayrıca. Bir de varoluşunuzu meşrulaştırmanız için malzeme sunmayacağım size. Bataklığınıza gül dikmeyeceğim.


Batmayı da çamuru siz istediniz çünkü, haliniz bizzat kendi eseriniz, şaheseriniz. Başkalarının acıması tükenip de kendinizinkiyle baş başa kalıp, artık o da tatmin etmemeye başlayana kadar ne denli çıkmak istediğinizi kendinize itiraf etmeyeceksiniz. Bu bir itiraf konusu sizin için.


Arzu ettiklerinize uzanmayıp, size altın tepside sunulmuyor diye kendiniz dışındaki her şeye sebep biçiyorsunuz. Keşke en azından bunları görecek gözünüz, yani yüreğiniz olsaydı. Maalesef ki yok bayım. Kişi kendi kıyametinin alametleridir, ama sizde ne alameti, ne kıyameti ne de selameti görecek basiret mevcut.


Baktınız yukarı çıkamıyorsunuz, yukarıyı aşağıya indirdiniz, kendinizi. Aşkı yani aşkın’ı küçültmeye, aşağılığı yüceltmeye kalktınız. Her şeyi yerli yerine koysanız ne kaybedersiniz ki? Kaybedecek neyiniz kaldı?


Ayrıca illa yücelme arzunuzun farkında mısınız?


Ne olacak bu haliniz bayım?



2


Merhaba bayım, yine ben.


Başınıza gelenlerin kendinizle bir bağlantısı olabileceği ihtimalinden kaçarken attığınız kırk taklayı görmek beni mahvediyor bayım. Kapının size çıkacağını bilmiyor değilsiniz. Rastgeleliğe olan inancınız, çok rasyonel ve çok bilimsel bir birey olduğunuzdan falan değil, işinize geliyor. Ama işinize gelsin diye verdiğiniz tavizler içinize mâl olup duruyor bayım.


Kaleminizin kırıklığından şikayet edip duruyorsunuz da kaleminizi kendiniz kırdınız. Benim size kalem kaldırışım da bundan. Halinize, hırssızlığınıza ve aşksızlığınıza olan tahammülsüzlüğümden.


Madem o kadar batmışım, sana batan ne, ne diye saldırıyorsun diye sorabilirsiniz. Yüzünüz dahi kızarmaz.


Bozduğunuz benim manzaram. Bakma o zaman diyeceksiniz ve yüzünüz yine kızarmayacak. Ve evet haklısınız, yıkmak için kalem kaldırmaya değmezsiniz. Ortada yıkılacak bir şey yok zira. Ben zaten-yıkıklığınızı ifşa ediyorum sadece.


Hem ben size kendi silahımla saldırmıyorum ki, benim elimdeki sizin hakikatiniz. Bu beni suçlu mu yapar? Kral zaten çıplaksa, kral çıplak diyenin ne günahı var?


Rasyonelliği erdemler hiyerarşisinde olması gereken yere bir oturtalım önce mesela bayım. Siz ki, şeyleri birbirine bağlamayı anlam yüklemek zannediyorsunuz. Olmadık şeylere anlam yüklemeyi, hatta bizatihi anlam yüklemeyi küçümsüyor, romantizm diye iğneliyor, hadi yine kadim’e dokunamadığınızdan nostaljik diye yaftalıyor, kibirle kaşınızı kaldırıyor, sonra da ‘’realist ve rasyonel’’ olmanıza, üstelik çok da derin bir tonla ve neredeyse imanla anlam yüklüyorsunuz.


Olmadık, olmayan bir şeye anlam yüklüyorsunuz bayım. Meğer kendi kendinizin teşhisini koyuyormuşsunuz. Siz ve siz son derece ilişkilisiniz bayım, sizi temin ederim.


Mevcudiyetin akıl almazlığını sizin o realist aklınız nasıl alsın. Aynı kelimelerin bile eş anlamlı olmadığını, bütün ikilemlerin sahte, her peşinin hüküm ve her hükmün peşin olduğunu, sonuçla sebebin çok da farklı olmadığını, bir sonuç olarak kendinizin -çoktan sonuçlanmışsınız gibi- sebeplerini zaten pek iyi bildiğinizi iddia etmek suretiyle bucak bucak kendinizden kaçarken derk edecek değilsiniz ya.


Son çare boğulmamak için dönüştüğünüz o biricik bataklıkta öyle bir noktadasınız ki, ne doğru düzgün nefes alıyorsunuz, ne boğulduğunuzu idrak edecek kadar batmış durumdasınız, ne de zaten nefesinizin kesilmesine yüreğiniz yeter. Kendi bataklığınızda boğulmaya, kendinize batmaya cesaretiniz yok bayım. Bir batsanız, bir baksanız, tekrar çıkmaya güç bulacaksınız.


Can ya coşar ya yanar, sizinki can çekişiyor, keşke yansa. Ateş olsanız cürmünüz kadar yer yakarsınız ama yine de tek kıvılcım hiç kıvılcımdan yeğdir. Belki bataklığınız kurur.

 

Size son olarak şunu söylemek istiyorum bayım: Size saldırışım nefretimden değil, şefkatimden. Çünkü insan sadece sevdiğini hırpalar. Siz, yine körlüğünüzden ötürü, bunun aslında bir aşk mektubu olduğunun farkında değilsiniz. Yine aynı körlüğünüzden, her aşk mektubunun aslında bir intihar notu olduğunu da bilmezsiniz. Bu benim ilk intiharım da değil bayım. Ben her rüyamda intihar eder, her sabah tekrar dirilirim. Her nefes alıp verişimde aşk olur, aşk ölürüm.


Anlamak sevmektir bayım, beni anlıyor musunuz?


Ama hayır, sizin aşkınız yalnızca bir iddiadan ibaret, yalnızca sözde. Sürekli yakınıp durmanız da aşksızlığınızdan. Acıların hepsi özünde aşk acısı gerçi. Çünkü bize üflenen ilk nefes aşk idi, ve de aşk’tan idi.


Size hafif, tül gibi bir nefes gerek.


Bu da ruhî ve de tabii bir teneffüs bayım. Bir öpücük.


Sizi seviyorum, bayım. Sizi seviyorum.


Neden diye sormayın. Açıklayamam, aşkı parçalayamam.


Çünkü sizi seviyorum.


Hadi şimdi kaleminizi kuşanın ve atınızı bulun.


Eserinizin şahı, Şah’ınızın eseri olun.


 
 
 

Recent Posts

See All

Comments


bottom of page